<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Birlik Dayanışma Hareketi &#187; Makale</title>
	<atom:link href="http://birlikdayanisma.com/v3/category/makale/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://birlikdayanisma.com/v3</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Feb 2012 04:31:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Gözünüz doysun!</title>
		<link>http://birlikdayanisma.com/v3/2012/01/gozunuz-doysun/</link>
		<comments>http://birlikdayanisma.com/v3/2012/01/gozunuz-doysun/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Jan 2012 08:51:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bdh</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Bdh]]></category>
		<category><![CDATA[milletvekili]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://birlikdayanisma.com/v3/?p=2789</guid>
		<description><![CDATA[Geçtiğimiz günlerde milletvekillerinin emekli maaşlarına zam ve milletvekillerinin emekli olmaları için gereken zorunlu çalışma süresinin 2 yıla indirilmesine yönelik olarak mecliste bir takım düzenlemeler yapıldı. Düzenlemelere göre, milletvekilleri emekli cumhurbaşkanlarına ödenmekte olan emekli aylığının yüzde 60’ını alacaklar ve böylece ek ödenekten gelen parayla birlikte bir emekli milletvekili en az 7 bin 750 TL, tüm emekli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz günlerde milletvekillerinin emekli maaşlarına zam ve milletvekillerinin emekli olmaları için gereken zorunlu çalışma süresinin 2 yıla indirilmesine yönelik olarak mecliste bir takım düzenlemeler yapıldı. <span id="more-2789"></span>Düzenlemelere göre, milletvekilleri emekli cumhurbaşkanlarına ödenmekte olan emekli aylığının yüzde 60’ını alacaklar ve böylece ek ödenekten gelen parayla birlikte bir emekli milletvekili en az 7 bin 750 TL, tüm emekli meclis başkanları ve başbakanların maaşı ise 11 bin 500 TL olacaktı. Elli milyondan fazla emekçinin yevmiyesinin neredeyse ortalama 10 katına tekabül eden cumhurbaşkanı, başbakan ve milletvekili emekli maaşlarının olduğu, milyonlarca insanın 1000 TL’yi bile bulmayan asgari ücretlerle çalışmak zorunda bırakıldığı ülkemizde böyle bir düzenlemeye gidilmesi, emekçi halkın ödediği vergilerle oluşturulan bütçenin birilerinin küpünü doldurmaya harcanması yoğun tepkilere neden olunca “köşk” düzenlemeyi iade etmek zorunda kaldı. Ama sonunda yasa yeniden düzenlendi ve 19 Ocak 2011 Perşembe günü daha önce köşkün göstermelik olarak kısmen veto ettiği düzenlemede küçük değişiklikler yapılarak emeklilik maaşını 6.270 TL&#8217;ye çıkaran kanun 238 oyla kabul edildi. Yapılan düzenlemeyle ilgili olarak bakan Cemil Çiçek’in “Yapılan düzenleme statüyle ilgili” şeklindeki sözleri ise daha da ilginçti.  Aymazlığın, etik yoksunluğunun, adaletsizliğin alıp yürüdüğü ülkemizde kimi legal hırsızlıkları olağan göstermeye yönelik benzeri açıklamalar artık kanıksanır hale geldi.<br />
Aynı şekilde inanılmaz bir pişkinlikle kimileri hiç utanmadan söz konusu düzenlemeyi haklı göstermeye çalışacak yüzü bulabildi kendisinde. Bu çabalardan birine dair çarpıcı bir örnek de MHP milletvekili Lütfü Türkkan’ın “Asıl maaşım sahibi olduğum şirketten geliyor, milletvekili maaşımı burs olarak öğrencilere veriyorum” şeklindeki açıklaması. Kendisi harcama listesini yayınlamış;</p>
<p>- Konut kirası 2 500 TL<br />
- 714 TL sıcak su, elektrik, ısınma<br />
- 400 TL benzin parası<br />
- 530 TL telefon gideri<br />
- Misafir parası 2 600 TL<br />
- Çelenk parası 1350 TL<br />
- Kuru temizleme 400 TL</p>
<p>Biz de neredeyse asgari ücretle (ki bazen 800 tl’ye bile varamayan bir ücret) çalışan bir emekçi çiftin aylık harcamalarının bir listesini yaptık.<br />
Ev kirası: 650 TL<br />
Elektrik Faturası: 40 TL<br />
Su Faturası: 40 TL<br />
Isınma: 120 TL<br />
Aylık Yol Parası: 200 TL<br />
Giyinme: Ayda ortalama 5 TL (bütün bir yıl yapılan giyim harcaması 12&#8242;ye bölünerek elde  edildmiştir)<br />
Gıda:  Mutfak parası 300 TL<br />
Telefon bedeli : 50 TL<br />
Asgari ücrete yakın bir ücret dediysek yalnızca fabrikada çalışan işçiler, emekçiler anlaşılmasın; milletvekilinin hergün giydiği takım elbiseden bahsedilmişken büroda, bankada vs. çalışan ve asgari ücretin biraz üzerinde maaş alan binlerce banka, sigorta ve büro emekçisini unutmayalım. Bunlar da her gün ve en az 9-10 saat takım elbise giymek ve çalışmak durumundalar. Bunların yukarıda sayılan giderleri dışında bir de kuru temizleme giderleri var. Buna da bir 30-40 TL dersek, toplam harcamalar 1000 TL’yi geçiyor. Alınan maaş ise 800-900 TL civarında. Yani her ay ekside giden bir hesap, geri kalan para kredi kartından, borçtan, ek hesaptan karşılanıyor. Bir insanın ihtiyaçları bellidir. Nasıl ve ne kadar tutacağı ortadadır. Hiç kimsenin statüsü bu gerçeği değiştirmez, bütün insanlar eşittir, eşit olmalıdır!<br />
Durumun ülkemizdekinden farklı olduğu ülkeler de var elbette. Örneğin Küba’daki milletvekilleri,<br />
* Maaş almazlar çünkü milletvekilliği bir meslek değildir,<br />
* Devlet tarafından milletvekilleri de dahil olmak üzere, her Küba vatandaşına ücretsiz konut sağlanır.<br />
* Hhalkın vekili geri çağırma hakkı vardır,<br />
* Milletvekilleri her Küba vatandaşı ile eşit emeklilik hakkına sahiptir,<br />
* Elektrik ve su bütün Küba vatandaşları için ücretsizdir.<br />
* Küba’da büyük iş adamları ve işsizlik yoktur, milletvekillerinin de dahil olmak üzere herkesin bir işi vardır. Üretim ve değişim araçları emekçi halkın malıdır.<br />
* Milletvekilleri de dahil olmak üzere her Küba vatandaşı eğitim ve sağlık hizmetlerinden ücretsiz ve eşit koşullarda yararlanma hakkına sahiptir; bunlar belli seçkin, statü ya da burs sahibi cımbızla seçilmiş kimselerin değil herkesin hakkıdır.<br />
* Amerika kıtasındaki bütün ülkeler içerisinde (ABD dahil) en uzun ortalama ömür Küba’dadır.</p>
<p>Yeniden ülkemize dönecek olursak… Sonuç olarak bir yanda, 2 yıl boyunca haftada 1 gün çalışıp ömür boyu binlerce TL emekli maaşı alan, ancak işi ülkesinin vatandaşlarının yaşama koşullarını iyileştirmek olduğu halde bunu gerçekleştiremeyen milletvekillerimiz; yanısıra hiçbir iş yapmadan, hiç çalışmadan milyonlarca lira kazanan, yatırım yapmayan, istihdam düzeyinde artış sağlayamayan iş adamlarımız, öte yanda ise günde 10-11 saat çalışıp, bunun çok daha altında bir değere tekabül edecek kadar, yani hakkı olandan çok daha az ücret alan ve böylece ödediği vergilerle, harcadığı ve karşılığını alamadığı artı emekle milletvekillerinin ve patronlarının maaşlarını ödemiş olan milyonlarca insanın olduğu bir yer bizim ülkemiz.<br />
Bu ülkede akıl dışı olan, adaletsiz olan, yanlış olan bu kadar çok şey varken susmayalım.</p>
<p><strong>“Vatan çiftliklerinizse,</strong><br />
<strong>kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,</strong><br />
<strong>vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,</strong><br />
<strong>vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,</strong><br />
<strong>fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,</strong><br />
<strong>vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,</strong><br />
<strong>vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,</strong><br />
<strong>ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,</strong><br />
<strong>vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası,</strong><br />
<strong>           Amerikan donanması, topuysa,</strong><br />
<strong>vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,</strong><br />
<strong>ben vatan hainiyim.</strong><br />
<strong>Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla:</strong><br />
<strong>Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.”</strong></p>
<p><em>1* Kaynak: http://siyaset.milliyet.com.tr/milletvekillerine-kiyak-emeklilige-cicek-ten-savunma/siyaset/siyasetdetay/23.12.2011/1479582/default.htm</em></p>
<p><a href="http://birlikdayanisma.com/v3/wp-content/uploads/uyuyanguzel-1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2786" title="uyuyanguzel-1" src="http://birlikdayanisma.com/v3/wp-content/uploads/uyuyanguzel-1.jpg" alt="" width="300" height="300" /></a></p>
<p><a href="http://birlikdayanisma.com/v3/wp-content/uploads/uyuyanguzel-3.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2788" title="uyuyanguzel-3" src="http://birlikdayanisma.com/v3/wp-content/uploads/uyuyanguzel-3.jpg" alt="" width="300" height="228" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://birlikdayanisma.com/v3/2012/01/gozunuz-doysun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bedaş&#8217;ta taşeron çalışmak!</title>
		<link>http://birlikdayanisma.com/v3/2011/05/bedasta-taseron-calismak/</link>
		<comments>http://birlikdayanisma.com/v3/2011/05/bedasta-taseron-calismak/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 May 2011 19:51:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bdh</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Bedaş]]></category>
		<category><![CDATA[Enerji-Sen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://birlikdayanisma.com/v3/?p=2613</guid>
		<description><![CDATA[Meslek lisesi mezunu elektrik teknisyeni nasıl çalışır­­­? Teknik okulda atölye hocalarımız ilk derslerde üzerine basa basa öğretirler. Bir elektrik devresinde bağlantılar sıkıca yapılır. Kablolar yerlerine sıkıca tespit edilmelidir derlerdi. Çünkü gevşek bağlantılar elektrik akımına karşı direnç oluşturur, direncin oluştuğu nokta ısınır, kablo aşırı ısınma sonucu yanabilir, alev alabilir, çevresini de yakabilir. İşin ABC&#8217;sidir bu. Meslek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Meslek lisesi mezunu elektrik teknisyeni nasıl çalışır­­­?</p>
<p>Teknik okulda atölye hocalarımız ilk derslerde üzerine basa basa öğretirler. Bir elektrik devresinde bağlantılar sıkıca yapılır. Kablolar yerlerine sıkıca tespit edilmelidir derlerdi. Çünkü gevşek bağlantılar elektrik akımına karşı direnç oluşturur, direncin oluştuğu nokta ısınır, kablo aşırı ısınma sonucu yanabilir, alev alabilir, çevresini de yakabilir. İşin ABC&#8217;sidir bu.</p>
<p><span id="more-2613"></span>Meslek ahlakı, her teknik elemanın okulunda öğrendiği bu en basit kuralları yerine getirmesini gerektirir. İşçi işyeri ile bir sözleşme imzalar, sözleşmede alacağı maaş, karşılığında da yapacağı iş belirtilmiştir. Sözleşme hem işçiyi hem patronu bağlar. İş başlar ama o da ne­?</p>
<p>İşçiye denir ki, tamam biz sana aylık 1000 TL vereceğiz dedik demesine de, sana çok güvenemeyiz, kendimizi garantiye al­mamız gerekir. Sen günde 30 kapama yap, 20&#8242;de açma, aylık 1000 tane de ihbarname dağıt, al parayı. Şimdi basit bir hesap yapalım. Haftalık çalışma süresi 45 saat, 6 güne bölersek 7.5 saat günlük çalışma süresidir. Cumartesileri ihbarname dağıtmaya ayıralım.</p>
<p>­Günlük 7.5 saat 450 dakika eder, bizden istenen an az 30 kapama, 20 açma yani 50 birim iş. Her birim işe 9 dakika düşer. Bu 9 dakikaya adresleri arayıp bulmak, bina bina gezmek, kapıyı açtırmak, aboneye niye geldiğini anlatmak dahil. Mümkün mü? Hem mümkün hem değil.</p>
<p>Teknik eleman okulda öğrendiklerini hakkıyla uygularsa istenen işin yarısını ancak yapabilir. Ay sonunda da sözleşmeyle hak ettiğinin yarısını alır. Mesleğini düzgün yaptığı için huzur doludur, ancak kendisinin, eşinin, çocuğunun karnı açtır, kirasını da ödeyemez. Genç ve bekar işçi ise nişanlısıyla, sevgilisiyle bir pazar günü pastaneye bile gidemez.</p>
<p>Bir süre sonra aynı teknik eleman mesleğini düzgün yaptığı için dolduğu huzurdan vazgeçer. Okulda öğrendiklerini de unutur, işlerini hızlı, yalapşap, test etmeden, kontrol etmeden yapmaya başlar. Bunu Bedaş yöneticileri bilir mi? Bilmezler dersek onlara karşı ayıp etmiş oluruz. Benim basit bir meslek lisesi eğitimiyle yaptığım bu hesabın çok daha karmaşığını üniversite mezunu yöneticilerimiz, mühendislerimiz haydi haydi yapıyorlardır.</p>
<p>Biz Bedaş işçileri bu haksız, insafsız sisteme son vermek için, sendikamız Enerji-Sen&#8217;de örgütleniyor,direniyoruz&#8230;</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://birlikdayanisma.com/v3/wp-content/uploads/bedas_iscileri.jpg"><img class="size-full wp-image-2615 alignnone" style="border: 1px solid black; margin: 1px;" title="bedas_iscileri" src="http://birlikdayanisma.com/v3/wp-content/uploads/bedas_iscileri.jpg" alt="" width="200" height="150" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://birlikdayanisma.com/v3/2011/05/bedasta-taseron-calismak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tartışamayan Hayır/Boykot Cephesi-Erhan KAPLAN</title>
		<link>http://birlikdayanisma.com/v3/2010/09/tartisamayan-hayirboykot-cephesi-erhan-kaplan/</link>
		<comments>http://birlikdayanisma.com/v3/2010/09/tartisamayan-hayirboykot-cephesi-erhan-kaplan/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 17:39:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bdh</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Erhan Kaplan]]></category>
		<category><![CDATA[Referandum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://birlikdayanisma.com/v3/?p=2317</guid>
		<description><![CDATA[AKP&#8217;nin hazırladığı Anayasa metnini yakında referandumda oylayacağız. Parlamentodaki dengeler mevcut haliyle kalırsa, benzer referandumlara giderek alışmamız gerekecek. Ama, bir yandan referandumlara alışırken, öte yandan bünyemizin alışkın olmadığı tepkiler de vermemek gerekiyor. AKP&#8217;nin Meclisteki çoğunluğuna dayanarak yaptığı değişikliklerin Anayasa Mahkemesi’nce kimi rötuşlarla onaylanmasının ardından, toplumda “Evet” mi “Hayır” mı sorusu etrafında bir kümelenme olmuştu. Sendikalar, odalar, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } -->AKP&#8217;nin hazırladığı Anayasa metnini yakında referandumda oylayacağız. Parlamentodaki dengeler mevcut haliyle kalırsa, benzer referandumlara giderek alışmamız gerekecek. Ama, bir yandan referandumlara alışırken, öte yandan bünyemizin alışkın olmadığı tepkiler de vermemek gerekiyor.</p>
<p><span id="more-2317"></span>AKP&#8217;nin Meclisteki çoğunluğuna dayanarak yaptığı değişikliklerin Anayasa Mahkemesi’nce kimi rötuşlarla onaylanmasının ardından, toplumda “Evet” mi “Hayır” mı sorusu etrafında bir kümelenme olmuştu. Sendikalar, odalar, işveren örgütleri, Meclis içi/dışı muhalefet tavırlarını açıkladılar. Maddeler öğrenildikçe daha net vurgularla pozisyon belirtilir oldu. Tutum almayanlar ise Başbakan tarafından kibarca tehdit edilip bir an önce Evet yönünde beyanda bulunmaya çağrıldılar.</p>
<p>Benim derdim, yukarıda sayılan kesimlerin içinde yer aldıkları cephe&#8217;lere dair değil; bu cephe&#8217;lerden bakanların karşılarında gördükleri şey’le ilgili. Söylemleri, burjuva siyasetinin gereği düzeysizliklerle bezenmiş “büyük” partileri kast etmiyorum. “Şunu al da git, boy değil soy, atma Recep atma, bunu söyleyen şerefsizdir” gibi özlü sözlerle süslenen sözde siyaset dili çok şaşırtıcı değil. Asıl şaşırtıcı olan “sosyalist” saflardakilerin tutumu. Özellikle bu referandum bağlamında sosyalistlerin birbirlerine karşı tutumlarının bu denli kırıcı olmasını gerektirecek olağanüstü bir değişim olduğunu düşünmediğim için birbirlerine karşı düşmanca haykırışların çok garip göründüğünü söylemek isterim.</p>
<p>Bu tespitimi cephelerden Evet ve Hayır için değil, özellikle aynı saflarda olması gereken Hayır/Boykot cephesi için dillendiriyorum. Çünkü, bugünkü yasalara göre, referandumda sadece “evet” ve “hayır” seçenekleri vardır. Durum, siyasi “meşruiyet” açısından değil, “yasal açıdan” böyledir. Neticede, referandumun onaylanması sadece “katılanlar” üzerinden hesaplanmakta; seçmenlerin bir oranın altında kalması durumunda referandum hükümlerinin iptali ya da geçersiz sayılması yoluna gidilmemektedir. Bu nedenle, “<em>boykot</em>”, “<em>sandığa gitmeme</em>”, “<em>gidip de geçersiz oy kullanma</em>” yöntemleri vicdani düzeyde bir anlam taşımakta, fakat siyaseten etkisiz ve pasif bir yaklaşıma tekabül etmektedir. Bunun istisnası, eğer hedeflenen bir bölgede, ezici bir çoğunluğun sandıklara gitmemesi sağlanırsa, bugün için vicdani bir tutumdan öte sayılamayacak boykot çağrısı siyaseten de etkili hale dönüştürülebilir. Ancak sandık boykotunun siyasi bir sonuca ulaşması, tüm boykotçuların ortak nedenlerle sandığa gitmedikleri biliniyorsa mümkündür. Bu da BDP&#8217;nin belediye başkanlıklarını elinde tuttuğu ve siyaseten halk nezdinde en etkili yapı olduğu bölgeler haricinde uygulanması pek mümkün görünmeyen bir siyasi çağrıdır.</p>
<p>Bu nedenle, referandum cephelerinin Evet ve Hayır olarak kabul edilmesi daha akla yatkındır. Bir yanda AKP ile birlikte Evet diyenler, öte yanda AKP&#8217;nin (veya ona benzer herhangi bir kapitalist partinin) tüm erki elinde toplamasına Hayır diyenler olarak 2 cephe halinde bloklaşmış durumdayız.</p>
<p>Boykot ise ayrı bir cephe olarak görülmemelidir. Boykot oyları, hem sonuçlara bir etkide bulunmayacağı, hem de Boykotçuların çoğunluğunun AKP muhalifi olmasından dolayı, siyaseten Hayır cephesinde sayılmalıdır.</p>
<p>Burada, tüm Evet, Hayır, hatta Boykot yandaşlarının aynı saiklerle evet, hayır veya boykot demediklerini de vurgulamamız gerekiyor. Temel noktalarda benzeşen sebepleri alt alta sıralamalarına rağmen “sonuç olarak” evet, hayır, boykot yaklaşımı sergileyen kurumlar var. O nedenle, daha önceleri görmeye alışkın olmadığımız tutumlar gözlenmekte.</p>
<p>CHP ile MHP&#8217;nin AKP karşıtlığında şaşılacak bir yan yok. AKP karşısında yok olmamak için farklarını ortaya koymak mecburiyetindeler. Ama, sermaye egemenliğine karşı asla köklü bir itirazda bulunmayan bu iki partiden MHP&#8217;nin, zaten 12 Eylül yasalarına dair bir eleştirisi yoktu. “Kendimiz içerideyiz, fikrimiz iktidarda” zihniyetinin faşist cunta anayasasına hayır demediği de malum. MHP&#8217;nin 12 Eylül yasalarına karşı ideolojik bir itirazı olmamıştı; itirazları “aldatılmışlık duygusu ile” mağdur olan yandaşlarından dolayıdır. 12 Eylül&#8217;de yenilgiye uğrayan komünist, devrimci, sol muhalefet ise o dönemin “mağduru değil, muhatabı” olduğundan asla bu şekilde yakınmadı.</p>
<p>Dolayısıyla, AKP&#8217;nin demokrasi talebinde bulunan tüm kesimleri yok sayarak, tamamen kendi ihtiyaçları çerçevesinde şekillendirdiği anayasa taslağına itiraz edenleri Hayır (artı<em> Boykot</em>) cephesi olarak sınırlamak mümkündür. Ancak, tekrar etmek gerekirse, Hayırcı cephede yer alıyor görünen CHP/MHP&#8217;nin itirazları ile sosyalistlerin itirazları arasında büyük bir uçurum bulunmaktadır.</p>
<p>Bu nedenle, yekpare bir Hayırcı cephe varmışçasına eleştiri getiren ve kendilerinin bu muhayyel Hayırcı cepheye dahil olmadığını belirtenler, en hafif tabirle “ayıp” etmektedirler.</p>
<p>Sosyalist örgütlerin iddia edilebilecek eksikliklerine rağmen kendi içlerinde demokrasi kültürünü azami biçimde yaşatmaya çalıştıkları bilinir. Bütün faaliyetler seçimli organlarda tartışılır, eğilimler belirlendikten sonra karar haline getirilir. Sosyalist örgütler daha homojen düşünce kalıplarına sahip olduklarından ve ilkeli yaklaşım sergileme mecburiyetlerinden dolayı, kritik aşamalarda nasıl bir tutum alacakları yaklaşık olarak tahmin edilebilir.</p>
<p>Sosyalistlerin son referandumda benzer bir tartışma süreci yaşadıklarını biliyoruz. Tartışma, Evet mi Hayır mı noktasında yaşanmadı. Kimlerin Evet kararı alabileceği, aynen Hayır gibi, sermaye egemenliğine, liberalizme, despotizme karşı nasıl bir ideolojik tutum alındığına bağlı olarak önceden tahmin edilebildi.</p>
<p>Ne var ki, Hayır tutumunda bu kez öncekilerden farklı olarak “taktik” bir farklılaşma yaşandı. Sermayenin, aralarında nüanslar bulunan ve emekçi kesimlere hiçbir yakınlıkları bulunmayan iki kesimini birden yok sayma (Boykot) ile bugün AKP&#8217;de cisimleşen siyasi erki cezalandırma (Hayır) arasında bir bölünme oldu. Bu bölünme sadece farklı örgütler arasında değil, aynı örgüt içinde yer alanlar arasında da yaşandı. Neticede, aynı örgüt içinde bile Hayır ve Boykot diyenlerin bulunduğu bir referandum öncesindeyiz.</p>
<p>Bölünmeler tarihte ilk kez olmuyor. Ama, fikri ayrılıkların böylesine taktik bir sorunda stratejik ayrışma düzeyine çıkartılıp derin çatlaklara yol açması da gerekmiyordu. Bu nedenle, Hayır ve Boykot diyenlerin birbirlerine karşı bu denli kırıcı olmaları çok yanlıştır, ilişkileri zedeleme tehlikesi içermektedir. Bu anlamda, bir yanda ezilenlerin ve emekçilerin boykot cephesi, diğer yanda toplumun tüm kesimleri hayır diyor diye birbirine karşıtmışçasına cepheler oluşturulması anlamsızdır.</p>
<p>Boykotçular açısından, davet edilen emekçi örgütlerinden DİSK’in ve Türk-İş&#8217;e bağlı 12 muhalif sendikanın aynı günlerde Hayır çağrısı yapması Boykotun kapsamayı amaçladığı alanı çok daralttı. İlaveten, BDP&#8217;nin Boykot&#8217;u bir pazarlık unsuru olarak ortaya koyması da Boykot&#8217;un gücünü iyice yitirmesine yol açtı. Öte yandan hızla oluşturulan sosyalist hayırcıların da boykotçuların ne kadar yanlış yolda olduklarını göstermek adına kullandıkları üslup da hayra alamet değil. Yapıcı değil.</p>
<p><strong>13 Eylül’de yeni bir Türkiye mi</strong></p>
<p>Tüm bu nedenlerle, sosyalistlerin yeniden bir üslup değerlendirmesinde bulunmalarını gerekli görüyorum. Sosyalistler arasında, hiç kimsenin 13 Eylül sabahında yepyeni bir dünyaya, yepyeni bir Türkiye’ye uyanacağımız beklentisinde olduğunu sanmıyorum. Bunu hem Hayır hem de Evet sonucu için söylüyorum. Kimi küçük kazanım veya kayıplar dolayısıyla stratejik yönelimlerimizin değişmeyeceği de malum. Bugünkü Hayırcı ve Boykotçu kesimlerin, şu anda birlikte oldukları gruplarla kalıcı bir cephe oluşturamayacaklarını da göz önüne alarak, 13 Eylül sabahında tekrardan bir araya gelecek olanların birbirlerinin geçici kararlarına karşı daha yumuşak ve sabırlı yaklaşımlar sergilemeleri gerektiği kanaatindeyim.</p>
<p><strong>Erhan KAPLAN</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://birlikdayanisma.com/v3/2010/09/tartisamayan-hayirboykot-cephesi-erhan-kaplan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Grizu patlamalarının, bir emekli madenciye düşündürdükleri&#8230;</title>
		<link>http://birlikdayanisma.com/v3/2010/02/grizu-patlamalarinin-bir-emekli-madenciye-dusundurdukleri/</link>
		<comments>http://birlikdayanisma.com/v3/2010/02/grizu-patlamalarinin-bir-emekli-madenciye-dusundurdukleri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Feb 2010 20:59:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bdh</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiyeden]]></category>
		<category><![CDATA[grizu]]></category>
		<category><![CDATA[Madenci]]></category>
		<category><![CDATA[Yılmaz YEDİKEL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://birlikdayanisma.com/v3/?p=2051</guid>
		<description><![CDATA[Yeraltımaden ocaklarının girişinde evvelce, “EVVELÂ EMNİYET, SONRA TEVEKKÜL” yazar, ocağa giren maden işçileri “UĞURLAR OLA MADENCİ” diye salavatlanır, vardiya sonu çıkışta ise “GEÇMİŞ OLA MADENCİ” diye karşılanırdı. Kazasız kurtuluşun sevinciyle&#8230; Şimdilerde ocak girişlerinde ikaz levhalarında “ÖNCE EMNİYET” veya “ÖNCE İŞÇİ SAĞLIĞI ve İŞ GÜVENLİĞİ” yazılı olduğunu görürsünüz. Buna rağmen çoğu maden ocaklarında tüzük-nizamname veya talimatname [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Yeraltımaden ocaklarının girişinde evvelce, <em>“EVVELÂ EMNİYET, SONRA TEVEKKÜL” </em>yazar, ocağa giren maden işçileri <em>“UĞURLAR OLA MADENCİ”</em> diye salavatlanır, vardiya sonu çıkışta ise <em>“GEÇMİŞ OLA MADENCİ”</em> diye karşılanırdı. Kazasız kurtuluşun sevinciyle&#8230;</span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><span id="more-2051"></span>Şimdilerde ocak girişlerinde ikaz levhalarında <em>“ÖNCE EMNİYET” </em>veya <em>“ÖNCE İŞÇİ SAĞLIĞI ve İŞ GÜVENLİĞİ”</em> yazılı olduğunu görürsünüz.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Buna rağmen çoğu maden ocaklarında tüzük-nizamname veya talimatname vs. gereği bulundurulması gerekli güvenlik önlemlerinin ya da araçlarının bulunmadığını görürsünüz. Hatta gaz ölçüm cihazı dahi yetkili nezaretçi kişilerin elinde bulamazsınız.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Ancak kaza sonrası ocak kapatılır, alelacele gerekli malzeme teminine gidilir, sonradan noksanlar giderilmeye çalışılır. Suçlu birkaç kişi bulunur İHMAL&#8217;in ne içini, nasılı, nedeni bilinmez, soruşturmalar uzar gider, ayrıca ölenler kaza-kader kurbanı yazılır. Yürekler yanarken Züğürt Akıl devreye girer kazaya uğrayanlar bile suçlanır. </span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Sorumluluk işverendedir!</strong></span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Maden ocaklarında tüm tedbirler alındığında kazaların nedeni ortadan kalkar ve gerekli emniyetle ilgili alet-cihazların maliyeti, hiçbir insanın maliyetinden daha pahalıdeğildir. </span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Yeraltımaden ocaklarında can güvenliğinin tesisi ve iş cinayetlerinin önlenmesi için alınması gereken önlemlerin bazıları şunlardır:</span></span></p>
<ul type="DISC">
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">İşçilerin 	maden ocağına alınmalarında mesleğiyle ilgili, tahkimat-ocak 	gazlarıyla ilgili, ilk yardım konularında 15 günden az olmamak 	koşuluyla eğitilmeli. </span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">İşçilerin 	eğitilmelerinin üretim için olduğu unutulmamalı.</span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Deneyimli 	işçilerden oluşan İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kurulu 	mutlaka oluşturulmalı</span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Fenni 	Nezaretçinin işverenden bağımsız olması</span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Her 	ocakta Teknik (Maden Müh.) Nezaretçinin bulunması</span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Maden 	müfettişlerinin ocak denetimlerinin sıklıkla yapılarak 	raporlarının en kısa zamanda yerine getirilmelerinin temini.</span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">İlerleme 	yapılan galerilerde, taş ve kömürde sürülen yerlerde her 	vardiyada eğitimli nezaretçi bulundurulması, gaz ve tahkimat 	kontrollerinin yapılarak günlük raporların tutulması.</span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Gaz 	ölçüm aletlerinin kullanımı</span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Tahlisiye cihazının 	bulundurulması ve tahlisiye – ilk yardım kursu görmüş (her 	altı ayda bir) ekip teşkil edilmesi.</span></span></li>
</ul>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Tahlisiyecilik: Kazazede madencileri ve yer altıcevherini hayatıpahasına ödev sayan insanların mesleğidir. </span></span></p>
<ul type="DISC">
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Her 	ocakta doktor –sıhhiyeci ve sıhhiye odasının bulundurulması.</span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Gazdan 	zehirlenme ve boğulmalara karşı oksijen maskesi – CO için 	ferdi maske bulundurulması</span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Elektrikle 	ilgili her alet ve cihazın mutlaka ANTİGRİZU olması. (su 	tulumbası, vinç motoru, başlık lambası, vs.)</span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Hazırlık 	safhasında çalışılan yerlere temiz havanın sevki ile kirli 	havanın çıkış yolu olan nefeslik çıkışının (Kaçamak 	yolu- Başyukarı) hazırlanmadan üretime kesinlikle başlanmamalı. 	(Zaten çıkan cevherin kapasitesinden – stoktan yapılıp 	yapılmadığı anlaşılır.)</span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">İlerlemelerde 	sulu lağım deliklerinin usulüne uygunluğu, dinamit atımında 	ortamın temiz olmasına ve havanın dönüş yollarında kimsenin 	olmamasının teminine nezaretçinin denetimde bulundurularak 	yapılması.</span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">İlerlemelerde 	en az 6 m&#8217;lik 3 er adet kontrol sondajlarının yapılması. Su 	patlamaları ve Metan degajmanı (püskürmelerine) karşı bilhassa 	derinlere inildikçe tedbirler dikkatle alınmalı.</span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Üretim 	yapılırken biriken kesif-kömür tozunun da patlayacağı göz 	önünde bulundurulması.</span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Nakliyatın 	güvenli hale getirilmesi gerekir. Vinçle çalışılan 	desendrilerde işçilerin vagonlara bindirilmemelidir.</span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Vinççiler 	eğitilmesi ve kesinlikle ehliyetli vinççiler kullanılmalı. </span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Kazı yapılan 	yerlerde kazı sonrası kömür bırakılmamalı, kömürün 	kızışması ve yanmasına zemin bırakılmamalı, CO-CO2-CH4 	kontrolleri yapılmalı, gerektiğinde barajlayıp her iki taraftan 	aynı anda kapatılması tahlisiyeciler tarafından yapılmalıdır. </span></span></li>
</ul>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Bütün bu tedbirlerle birlikte asıl yapılmasıgereken ise işsizliğin kol gezdiği ülkemizde asgari ücretle çalışmaya mahkûm maden işçilerinin taşeronlar tarafından çalıştırılmalarına son verilmesi; işçilerin örgütlenmesinin önündeki engellerin kaldırılması; sağlıklı, yalansız ve insani koşulların yaratılması yani tüm çalışma koşullarının insanileştirilmesidir. Böylelikle madenlerde işçi denetimi fiilen hayata geçer. Üretim süreçlerinde üretimi bizzat yapanların, işçilerin görüşlerinin dikkate alınması bir zorunluluk haline dönebilir. Örgütlü işçi kendi güvenliğini de sağlar, işyerinin güvenliğini de.</span></span></p>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Nice madenci gördüm</span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Ak yüzleriyle yeraltına indiler</span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Simsiyah yüzleriyle,</span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Menevişli gözleri-sürmeli gülüşleriyle</span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Ocaktan dışarıçıktılar.</span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Nice yetkililer gördüm</span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Bembeyaz giysileriyle</span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Ocağa riyakarca girdiler</span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Kirlenmemişbeyaz elbiseleriyle </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Kaza sonrasıçekip gittiler</span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Nicelerini gömdük-abartmadan</span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Ekmek parasıiçin </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Ak ve pak yüzleriyle </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Yeraltına girip bembeyaz kefenlerle </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Yüzleri örtülü</span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Ocaktan çıktılar </span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">ve yeniden toprağa gömüldüler</span></span><br />
</strong></p>
<p><em><strong><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;">Yılmaz Yedikel</span></span></strong></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://birlikdayanisma.com/v3/2010/02/grizu-patlamalarinin-bir-emekli-madenciye-dusundurdukleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TEKEL, Seka olmasın!</title>
		<link>http://birlikdayanisma.com/v3/2010/02/tekel-seka-olmasin/</link>
		<comments>http://birlikdayanisma.com/v3/2010/02/tekel-seka-olmasin/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2010 22:52:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bdh</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[direniş]]></category>
		<category><![CDATA[Tekel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://birlikdayanisma.com/v3/?p=2003</guid>
		<description><![CDATA[Tekel işçilerinin onurlu direnişi 50. gününe dayandı. Hükümetin, Ankara bürokrasisinin, kışın ayazına inat direniş kararlılıkla sürüyor. İş, aş ve güvenli bir gelecek için sürdürülen direniş canlandırdığı dayanışma kültürü ile AKP&#8217;nin sömürüyü gizlemek için topluma dayattığı sadaka kültürüne karşı bir seçenek oluşturdu. Son yıllarda, işçi sınıfının çıkarlarına ters bir şekilde gelişen sendikal rekabeti, sendikal dayanışmaya dönüştürerek, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --><span style="color: #000000;">Tekel işçilerinin onurlu direnişi 50. gününe dayandı. Hükümetin, Ankara bürokrasisinin, kışın ayazına inat direniş kararlılıkla sürüyor.<span id="more-2003"></span> İş, aş ve güvenli bir gelecek için sürdürülen direniş canlandırdığı dayanışma kültürü ile AKP&#8217;nin sömürüyü gizlemek için topluma dayattığı sadaka kültürüne karşı bir seçenek oluşturdu. Son yıllarda, işçi sınıfının çıkarlarına ters bir şekilde gelişen sendikal rekabeti, sendikal dayanışmaya dönüştürerek, işçi ve emekçilerin mücadele hattında nasıl davranmaları gerektiğini de anımsattı. Ayrıca, sosyalist harekete sızan “elveda proleterya” liberal hezeyanlarına, tam karşıdan, işçi sınıfının içinden bir yanıt oldu. İşçi sınıfının sınıflar mücadelesinde değiştirici-dönüştürücü özne olmaktan çıktığına dair safsataları, kapitalizmin mutlak üstünlüğü demagojisini çöpe attı. Trabzon&#8217;dan gelen Tekel işçilerinin; “doğulu arkadaşlarımız olmasaydı, bu direnişi gerçekleştiremezdik” dedikleri bir bilinç sıçraması yarattı.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Tekel direnişi için, yukarda dile getirmeye çalıştığımız bir dizi şey sayabiliriz. Ancak, hükümetin, direnişin işçi sınıfı saflarında yarattığı olumlu havayı dağıtmak için uygulamaya geçtiği zamana yayma oyununu gözardı edemeyiz. Türk-İş yönetiminin uzlaşmacı tavrı da eklendiğinde oynanmaya çalışılan tablo aşağı yukarı ortaya çıkıyor. İşçi sınıfının son yıllarda yükselen mücadelesinde bir sıçrama olarak görebileceğimiz Tekel direnişi, hükümet ve Türk-İş yönetimince elbirliği ile sonlandırılmak isteniyor. Çünkü, önümüzdeki aylarda şeker ve enerji alanlarındaki özelleştirme ve kapatmalar gündeme gelecek. Açıkçası, işçi sınıfının direnişçi-mücadeleci karakterini canlandırmanın hiç zamanı değil&#8230;</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Bu noktada, benzer bir süreçten geçen Seka direnişine (2005 yılı) yeniden dönüp bakmalıyız. Seka direnişi de, Tekel direnişi gibi dayanışmanın ve eylemliliğin yükseldiği bir sürece girmişti. İşçilerin siyasallaşmasından korkan hükümet, yorgun işçilerin sendika yönetiminin yardımıyla neyi oyladıklarını anlamadan karar yetkisini sendikanın almasını sağladı. 51 gün süren Seka direnişi, fabrikaya ait arazi, binalar ve makinelerin Kocaeli Büyükşehir Belediyesine devredilmesiyle sonlandırıldı. İşçilerden de belediyede çalışmak isteyenler bir yıllık sözleşme yapacak, istemeyenler 8 ay daha maaş alacaklardı. Sonuçta, bu koşulları kabul eden işçilerin hemen hepsi süreleri dolduğunda işsiz kaldı. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Tekel işçilerine benzer bir oyunun dayatılmaya çalışıldığı açıktır. Tekel işçileri eğer birlikte durmayı başarabilirler, “4/C değil, güvence” taleplerini yükseltmeyi becerebilirlerse, Seka işçisine oynanan oyunun benzerinin yapılmasını önleyebilirler. Bu da salt Tekel işçilerinin değil, işçi sınıfının mücadele tarihine onurlu bir sayfa daha açar.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Tekel işçilerinin, işçi sınıfının tarihindeki örneklere bakarak mücadelesini yükseltmesi gerekiyor. Kavel direnişi ile &#8220;Toplu sözleşme,grev ve lokavt&#8221; yasasını geçirdiğimizi, Alpagut direnişi ile “işyeri yönetebilme” yetimizi kanıtladığımızı, 15-16 Haziran ile sendikalarımıza sahip çıkabildiğimizi, DGM direnişi ile demokratikleşme isteğimizi,  Zonguldak Büyük Madenci Yürüyüşü ile hükümet devirdiğimizi hatırlayalım. Bu birkaç örnek bile işçi sınıfının talepleri etrafında örgütlü davrandıklarında neleri elde edebileceğini bize tekrar tekrar gösteriyor&#8230;</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://birlikdayanisma.com/v3/2010/02/tekel-seka-olmasin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kapitalizm, Eczacıları market işçisi olmaya zorluyor!</title>
		<link>http://birlikdayanisma.com/v3/2010/01/kapitalizm-eczacilari-market-iscisi-olmaya-zorluyor/</link>
		<comments>http://birlikdayanisma.com/v3/2010/01/kapitalizm-eczacilari-market-iscisi-olmaya-zorluyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Jan 2010 11:24:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bdh</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[kriz]]></category>
		<category><![CDATA[TEB]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://birlikdayanisma.com/v3/?p=1850</guid>
		<description><![CDATA[Hükümet, ilaçların marketlerde satılması konusunda geri adım atmaya niyetli değil&#8230; Sağlık sisteminde sürdürülen özelleştirmelerin bir ayağı da eczanelerin tasfiyesiyle tamamlanacak. Özelleştirme süreci, 12 Eylül darbesinin, uygulama kolaylığı getirdiği 24 Ocak Kararları ile zaten başlatılmıştı. 90&#8242;lı yıllarda reel sosyalizmin çözülmesinin yarattığı ortam, tüm yerkürede kamucu uygulamaların tasfiyesini iyice hızlandırdı-kolaylaştırdı. AKP, hükümetiyle de bu süreç devam ediyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Hükümet, ilaçların marketlerde satılması konusunda geri adım atmaya niyetli değil&#8230; Sağlık sisteminde sürdürülen özelleştirmelerin bir ayağı da eczanelerin tasfiyesiyle tamamlanacak. <span id="more-1850"></span>Özelleştirme süreci, 12 Eylül darbesinin, uygulama kolaylığı getirdiği 24 Ocak Kararları ile zaten başlatılmıştı. 90&#8242;lı yıllarda reel sosyalizmin çözülmesinin yarattığı ortam, tüm yerkürede kamucu uygulamaların tasfiyesini iyice hızlandırdı-kolaylaştırdı. AKP, hükümetiyle de bu süreç devam ediyor. Türkiye kapitalizminin, gelişme eğrisinde özel bir öneme sahip olan 24 Ocak Kararları, “serbest piyasa”ya geçişin önünü açmakla kalmamış, ekonomik ve politik dışa bağımlılık sürecini de hızlandırmıştır.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Uluslararası sermayenin de destekçisi olduğu bu süreç sadece Türkiye için geçerli değil. İsveç Sağlık ve Sosyal İşler Bakanı 2008 yılında yaptığı bir açıklamada, &#8220;Devlet eliyle işletilen eczaneler, İsveç ile birlikte sadece Arnavutluk, K. Kore ve Küba&#8217;da var. Eczaneler özelleştiği zaman birbirleriyle yarışacak, iyi hizmeti amaç edinecekler, daha iyi kalite ve servis gelecek.&#8221; demişti. Kamuya ait tek eczane zinciri olan Apoteket özelleştirilecek. Benzer tartışmalar AB ülkelerinin tümünde yapılıyor. Örneğin, Fransa&#8217;nın ilaç tekellerinden Leclers firması büyük marketlerde ilaç satışı için lobi çalışmaları yürütüyor. Almanya&#8217;da eczaneler de satış yapılırken, İtalya&#8217;da geçen yıl bazı ilaçlar marketlerde satılmaya başlandı. Sağlığın özelleştiği İngiltere&#8217;de ise ilaçlar halen eczanelerde satılıyor. Kısacası, sorun Türkiye&#8217;ye özgü değil&#8230;</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">İlaç marketlerde bir tek ABD&#8217;de satılıyor. Aynı zamanda ABD, hatalı ilaç kullanımı nedeniyle hayatını kaybedenler listesinde de ilk sırada yer alıyor. İlaç reklamı da serbest. ABD&#8217;de kişi başına ilaç harcaması 680 dolar, Türkiye&#8217;de 68 dolar&#8230; Türkiye&#8217;de ilaç sektörünün 17 milyar doları, son yıllarda ilaç sektöründeki birleşmelerin 641 milyon doları (sadece 2007 yılında) bulduğunu eklersek, sanırız konu anlaşılmış olur.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Tarihsel açıdan incelendiğinde, oda kavramı uygulama olarak lonca sistemiyle benzerlikler taşımaktadır. Feodaliteden ilkel kapitalizme geçiş sürecindeki işbölümünün sonucu oluşan meslek birlikleri, üyelerinin hak ve amaçlarını düzenlemekle kalmamış, politik ve ekonomik kararların oluşmasında bir baskı grubu niteliği de kazanmışlardır. Türkiye kapitalizminin kuruluş yıllarındaki -zorunlu- kamucu karakteri sonucu odaların kamu kurumu niteliği korunmuştur. “Türk Eczacılar Birliği 1956 yılında kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olarak tanımlanarak Anayasal bir kurum hüviyetini alarak kurulmuş, eczacıların faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleki dayanışmanın önemine vurgu yapmak, eczacılığın genel amaçlarına uygun olarak gelişmesini sağlayarak, meslek disiplini ve ahlakını korumak üzere çalışmalar yürütmüştür.” Ayrıca, benzer hazırlıklar, avukat-doktor-mühendis gibi meslek yapıları için de uygulanmaya çalışılmakta, kurumları salt meslek birliğine dönüştürülerek, kamucu karakterleri kaldırılmaya çalışılmaktadır.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">24 Ocak Kararları ile kendi tekelleşme sürecini hızlandıran Türkiye kapitalizminin artık hiçbir kamu kurumuna ihtiyacı kalmamıştır. Benzer süreçler tüm yerkürede uygulamaya çalışılmaktadır. Reel sosyalizmin çözülmesiyle birlikte, emperyalist kapitalizmin &#8216;sosyal devlet&#8217; uygulamasına da, kamu sektörüne de ihtiyacı kalmamıştır. Karşısında kamuyu koruyan ve geliştiren örneklerin kalmadığı emperyalist kapitalizmin bu yapılara tahammülü kalmadığı anlaşılmaktadır. Süreç, kamu sermayesini, büyük sermayeye eklemlenmesi için hızlandırılmıştır. Patronlar, ataları olan köle sahiplerinin barbar düzenini yaşama egemen kılmanın koşullarını yaratma çabasındadırlar.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Kapitalizmin tekelleşme sürecinde bu olgular adeta &#8216;doğal&#8217; bir işleyiş olarak karşımıza çıkmaktadır. Doğal kavramını kullandığımızda tepki alacağımızı biliyoruz. Tekelleşme sürecinde orta katmanların yok edilerek, işçileşmeleri de kapitalizmin temel kurallarından biridir. Emperyalist kapitalizmin her krizinde, sermayenin el değiştirerek tekelleşme sürecini hızlandırdığı gerçeğini gözardı edemeyiz. Türkiye kapitalizminin geldiği bu süreci anlamadan, salt eczacıların değil, işçi sınıfının ve emekçilerin hiçbir sorununa da çözüm bulamayız.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Türkiye kapitalizmi, 12 Eylül faşizmi ile istediği gibi yönetebileceği, örgütsüz ve amaçsız bir toplum yarattığını, artık işçi ve emekçileri köşeye sıkıştırdığını düşünmektedir. Aşırı güvenli, hayasız davranışlarının altında yatan bir neden de budur. İşbirlikçi Türkiye kapitalizmi ve uluslararası sermaye ne istediklerini biliyorlar. Ancak, izin vermeyeceğiz! Bu süreci aşabilmemizin yolu, kendimize güvenmemizden geçiyor&#8230;</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">
<p style="margin-bottom: 0cm;"><em><strong>Yaşasın İşçilerin Eylem ve Cephe Birliği</strong></em></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;"><em><strong>İş, Ekmek Yoksa, Barış da Yok</strong></em></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;"><em><strong>Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz</strong></em></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;"><em><strong>Yaşasın Birlik-Dayanışma</strong></em></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">
<p style="margin-bottom: 0cm;"><em>Kaynaklar:</em></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">http://www.teb.org.tr/?modul=tarihce&amp;mod=ozet</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">http://www.pwc.com/tr_TR/tr/publications/Assets/Pharmacy09_TUR.pdf</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://birlikdayanisma.com/v3/2010/01/kapitalizm-eczacilari-market-iscisi-olmaya-zorluyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İş kazası mı, işçi katliamı mı?</title>
		<link>http://birlikdayanisma.com/v3/2009/12/is-kazasi-mi-isci-katliami-mi/</link>
		<comments>http://birlikdayanisma.com/v3/2009/12/is-kazasi-mi-isci-katliami-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Dec 2009 20:04:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bdh</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiyeden]]></category>
		<category><![CDATA[Madenci]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://birlikdayanisma.com/v3/?p=1768</guid>
		<description><![CDATA[“BURSA’nın Mustafakemalpaşa İlçesi’ne bağlı Alpagut Köyü sınırları içindeki Devecikonağı Mevkii&#8217;nde bulunan Bükköy Madencilik ve Turizm A.Ş.&#8217;ye ait kömür ocağında 19 işçinin yaşamını yitirdiği grizu faciasına bir dizi ihmalin neden olduğu ortaya çıktı. Kömür madeninde gaz ölçümünün sağlıklı yapılmadığı, antigrizu cihazlarının olmadığı saptandı.” Bu haberin benzerlerini aslında öylesine sık yaşıyoruz ki&#8230; Sadece, patronların kâr hırsına kurban [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" lang="tr-TR">“BURSA’nın Mustafakemalpaşa İlçesi’ne bağlı Alpagut Köyü sınırları içindeki Devecikonağı Mevkii&#8217;nde bulunan Bükköy Madencilik ve Turizm A.Ş.&#8217;ye ait kömür ocağında 19 işçinin yaşamını yitirdiği grizu faciasına bir dizi ihmalin neden olduğu ortaya çıktı. <span id="more-1768"></span>Kömür madeninde gaz ölçümünün sağlıklı yapılmadığı, antigrizu cihazlarının olmadığı saptandı.”</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;"><span lang="tr-TR">Bu haberin benzerlerini aslında öylesine sık yaşıyoruz ki&#8230; Sadece, patronların kâr hırsına kurban verdiğimiz işçi sayısı biraz fazla olduğunda duyarlı davranıyoruz. Oysa hemen her yıl 50&#8242;nin üzerinde maden işçisi, maden patronlarının kâr hırsı yüzünden işletme hatalarından dolayı yaşamını yitiriyor. Her geçen gün çoğalan işsiz genç sayısının yanına, süreğen hukuksuzluğu da eklediğimizde tablo bütün çıplaklığıyla ortaya çıkıyor. Her yıl yitirilen 50&#8242;nin üzerinde ki maden işçisine rağmen, hemen hiç bir patronun ciddi bir şekilde yargılanmadığını görüyoruz. Patronların göstermelik parasal cezalarla sorunu çözdüğünü gördüğümüzde, neden bu kadar rahat davrandıkları daha iyi anlaşılıyor. Çok değil, Ocak 2008&#8242;de Davutpaşa&#8217;da fişek fabrikasında çıkan patlamada 22 işçi yaşamını yitirmişti. Dava ancak, 22 ay sonra açılabildi. Patronlar rahat etmesin de, biz işçi ve emekçiler mi edelim?</span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" lang="tr-TR">Son 25 yılda iç savaşa harcanan 380 milyar doları, 40 binin üzerindeki insan kaybı ve ekonomi ile doğa tahribatını düşündüğümüzde, yaşanan son işçi katliamı küçük bir bedel gibi gözükebilir. Aslında yaşadığımız ekonomik-politik düzenin, işçi ve emekçiden yana olmadığını artık hepimiz iyi biliyoruz. Biliyoruz da, yaşadığımız düzenin daha adil, daha emekten yana, daha insanca olması için ne yapmamız gerektiğini unutmuş durumdayız&#8230;</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" lang="tr-TR">Bunu için, Alpagut Köyü ile aynı adı taşıyan Çorum Alpagut Linyit İşletmeleri&#8217;nde 1969 yılında gerçekleşen direnişi anımsamamız yeterli. Bu direniş neler yapmamız gerektiğini de bize anlatıyor.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" lang="tr-TR">Çorum Alpagut&#8217;ta neler oldu kısaca anımsayalım;</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">“<span lang="tr-TR">Madende çalışan işçilerin maaşları parça parça ödeniyor, iş güvenlikleriyse ciddiye alınmıyordu. Talepleri üretimin düşüklüğü iddiasıyla geri çevriliyordu. Sorunu çözmek için sendikalarından yardım istediler. Yöresel bir sendika olan Bağımsız Çorum ve Ahalisi Maden İşçileri Sendikası, gerekli desteği yerine getirmedi. Sorunlarının çözülmeyeceğini anlayan maden işçileri işletmeye el koyarak, tüm işçilerin katıldığı İşçi Genel Kurulu oluşturdular. Bu kurul kendi içinden bir İşçi Konseyi seçti. Konsey, işletmenin tüm işlerine ve hesaplarına el koydu. Vardiyalar 8 saat çalışmaya göre yeniden düzenlendi. Tüm teknik personel, büro çalışanları konseye bağlandı.</span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;"><span lang="tr-TR">İşletme, kısa sürede günlük üretim kapasitesini iki katına çıkardı. Başta tavırsız kalan sendika yönetimi de konseye katıldı. Satış işlerinden, teknik denetlemeye kadar tümü konsey tarafından düzenlenip-denetleniyordu. İşçi Genel Kurulu, konseye seçilen arkadaşlarını geri çağırma </span><span lang="tr-TR">hakkına bile sahiplerdi.</span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;"><span lang="tr-TR">Sürecin, bu şekilde gideceği ve örnek teşkil edeceğinden korkan hükümet, jandarma birlikleri göndererek madeni kuşattı. İşçiler, direniş kararı aldılar. Sendika yönetimi araya girerek, uzlaşma önerdi. 35 gün süren “İşçi Yönetimi” jandarmanın müdahalesiyle kırıldı. İşçiler, işten atılan arkadaşları işbaşı yapana kadar direniş kararı aldı. Sonuçta sözleşme imzalandı.” </span></p>
<p lang="tr-TR">Alpagut işçileri, bu işgalleriyle patronlar olmadan da üretebileceklerini, yönetimde de başarılı olabileceklerini ortaya koydular. Daha ötesi, belli kurullara seçilenlerin geri çağrılma hakkı gibi demokratik bir işleyişi dahi yaşama geçirmişlerdi. İşte, patronları asıl korkutan bunlar oldu&#8230;</p>
<p><span lang="tr-TR">İşçi sınıfının tarihinde böylesi direnişlerin sayısı azımsanmayacak sayıdadır. Kavel Direnişi toplu sözleşme yetkisi, 15-16 Haziran sendikal haklarımızı korumamızı, DGM Direnişi demokratik haklarımıza sahip çıkmamızı, 21 Mart Faşizme İhtar Direnişi toplumsal sorunlara duyarlılığımızı, 1986 Netaş Direnişi 12 Eylül faşizmine karşı grev hakkının yeniden kullanılmasını, 1989 Zonguldak Maden İşçileri Ankara yürüyüşü ile siyasal iktidarın değişmesini sağladılar.</span></p>
<p lang="tr-TR">Biz, işçi ve emekçiler kendi sınıfımızın tarihine bakarak neleri başarabileceğimizi görebiliriz. Tarihimiz, kendimize güvenmemiz gerektiğini gösteren sayısız örneklerle doludur.</p>
<p lang="tr-TR">İşte, iki Alpagut&#8230; Haklarımız ve insanca bir yaşam için direnecek miyiz, teslim mi olacağız?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://birlikdayanisma.com/v3/2009/12/is-kazasi-mi-isci-katliami-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Liberal sol ya da lümpen sol!..</title>
		<link>http://birlikdayanisma.com/v3/2009/03/liberal-sol-ya-da-lumpen-sol/</link>
		<comments>http://birlikdayanisma.com/v3/2009/03/liberal-sol-ya-da-lumpen-sol/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Mar 2009 13:44:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bdh</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Nurettin Kurtuluş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://birlikdayanisma.com/v3/?p=3</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye’nin aydınlık geleceğini; AKePe dolayısıyla çekirge sürüsü sermaye sınıfı ile ittifak, AKePe ile yani düzenle koalisyon olarak gören/ler, yani kendine Liberal Sol diyen Sosyalistlerin Tekne Kazıntıları “en doğru olanı” yaptıklarını iddia ederek toplumu karanlığa gömmek istiyorlar… Bu liboş/lar; insanlık düşmanı serbest ekonomi, serbest siyaseti (!), sömürüyü savunurken, yakalarındaki etiketleri-rozetleri göğüslerindeki çağdaş demokrat-çağdaş solcu (!) yaftaları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span class="ozet">Türkiye’nin aydınlık geleceğini; AKePe dolayısıyla çekirge sürüsü sermaye sınıfı ile ittifak, AKePe ile yani düzenle koalisyon olarak gören/ler, yani kendine Liberal Sol diyen Sosyalistlerin Tekne Kazıntıları “en doğru olanı” yaptıklarını iddia ederek toplumu karanlığa gömmek istiyorlar…</span></p>
<p><span id="more-3"></span></p>
<p>Bu liboş/lar; insanlık düşmanı serbest ekonomi, serbest siyaseti (!), sömürüyü savunurken, yakalarındaki etiketleri-rozetleri göğüslerindeki çağdaş demokrat-çağdaş solcu (!) yaftaları ile, her türlü durumda kendi çıkarını gözetip özellikle kalemleriyle kâr sağlama peşinde olan insan modeli oluyorlar.</p>
<p>Tekne kazıntısı Liberal Sol dünyasının en önde gelen isimlerinden siyaset bilimci (!) Prof. Baskın Oran çağdaş solculuğu (!) tanımlarken “Solun önceliği darbeyle mücadeledir” “Ben bir solcu (!) olarak darbecileri tasfiye etmek için AKP dahil gereken yerlerle koalisyon yaparım.” diyebiliyor…</p>
<p>Şimdiye dek neredeydin, siyaset Profesörü?</p>
<p>Darbeler, darbeciler adını sizlerin-İslâmist’lerin koyduğu “Ergenekon” mu? Düzenden pay alma, iktidar savaşındaki düzenbazların arasında Sosyalist Sol birinden birinin tarafını tutamaz. Tarafsız da değildir. Sosyalist Sol’un tarafı aydınlığa, halkın demokrasisine gidecek yolu görmek, göstermektir iktidara talip olmaktır…</p>
<p>Cumhuriyet&#8217;in ilanından sonraki ilk 1 Mayıs olan 1924’ten itibaren 1 Mayıs’ların yasaklanması  darbedir.</p>
<p>1977 1 Mayıs katliamı darbedir.</p>
<p>1921 yılının 28 Ocağı&#8217;nı 29&#8242;a bağlayan gecesi TKP’ nin kurucusu Mustafa Suphi ve 15 yoldaşı ile birlikte Trabzon&#8217;dan Sovyetler Birliğine geri gönderilmek için bindirilen teknede katledilmeleri darbedir.<br />
TKP’ nin 15 Ağustos 1922&#8242;de yasaklanması bir darbedir…</p>
<p>1951 TKP tevkifatları darbedir…</p>
<p>Cumhuriyet tarihinde 1954’ten beri darbe hazırlığı, darbe, darbe girişimleri ve iki Üniformalı 12 Mart ve 12 Eylül faşist darbeleri ve ardından bugüne dek bitmek bilmeyen darbe söylentileri ile Sosyalist Sol mücadele edecek olursa bir 54 yıl daha havanda su döver…</p>
<p>AKePe’nin kurulması darbe hazırlığıdır, erki ele geçirmesi bir darbedir…</p>
<p>Darbelerin tümü Sosyalistlere-Devrimcilere-Komünistlere karşıydı.</p>
<p>Darbelerde katledilen yiğit insanların, bugün yaşayan o güzel insanların bıraktıkları gelenek yadsınamaz, saygıyla eğilirken yola devam etmek iktidara talip olmak boynumuzun borcudur…</p>
<p>Bugün, Sosyalist Sol  niteliksel ve niceliksel güce sahiptir.</p>
<p>Bugün, Türkiye’nin aydınlık geleceğinde tek alternatif Sosyalist Sol’dur…</p>
<p>2002 ve 2007 genel seçimlerine doğru bir gözlükle bakacak olursak Sosyalist Sol’un niceliksel gücünü görebiliriz.</p>
<p>Rakamları doğru toplayıp çıkarmak sonucu görmemize yetecektir…</p>
<p>Sosyalist Sol gücünü iktidar alternatifi olarak belirlemesi için niteliksel gücünü halka götürmelidir, niceliksel gücünü göstermelidir…</p>
<p>“Yarın çok geç olabilir”, Sosyalist Sol mücadelede ilkesel ayrılık yaşanmadığını biliyoruz, öyleyse:</p>
<p align="center"><strong>HERKES YERİNE</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://birlikdayanisma.com/v3/2009/03/liberal-sol-ya-da-lumpen-sol/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadınsız mücadele, devrim olur mu?</title>
		<link>http://birlikdayanisma.com/v3/2009/03/kadinsiz-mucadele-devrim-olur-mu/</link>
		<comments>http://birlikdayanisma.com/v3/2009/03/kadinsiz-mucadele-devrim-olur-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Mar 2009 10:33:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bdh</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[8mart]]></category>
		<category><![CDATA[Nurettin Kurtuluş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://birlikdayanisma.com/v3/?p=314</guid>
		<description><![CDATA[Nurettin Kurtuluş Kadınlarımız şiirini bilirsiniz Nâzım Hikmet’in. Anadolu insanımızın emperyalizme ve Osmanlı despotizmine karşı verdiği Kurtuluş Savaşında ve toplumdaki yerini kadınlarımızı, Nazım ustadan daha iyi anlatabilmek ne kadar zor… Kurtuluş Savaşı için Sovyetler Birliğinden gelen yardımın Karadeniz sahilinden Ankara&#8217;ya kadar getirilmesini, kucaklarında silah ve askeri malzeme taşıyan Türk kadınları gerçekleştiriyorlardı. Yılda bir kez kutlayıp bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span class="ozet"><span style="font-weight: bold;">Nurettin Kurtuluş</span></p>
<p>Kadınlarımız şiirini bilirsiniz Nâzım Hikmet’in. Anadolu insanımızın emperyalizme ve Osmanlı despotizmine karşı verdiği Kurtuluş Savaşında ve toplumdaki yerini kadınlarımızı, Nazım ustadan daha iyi anlatabilmek ne kadar zor…</p>
<p><span id="more-314"></span>Kurtuluş Savaşı için Sovyetler Birliğinden gelen yardımın Karadeniz sahilinden Ankara&#8217;ya kadar getirilmesini, kucaklarında silah ve askeri malzeme taşıyan Türk kadınları gerçekleştiriyorlardı.</p>
<p>Yılda bir kez kutlayıp bir sonrakine dek hatırlanmakta zorluk çekilen, sadece önemli yerlerdeki beraberliklerde “kadınım” diye saydığımız-sevdiğimiz-sarıldığımız yoldaşlarımız-hayat arkadaşlarımız “yarimin dudağı” dediğimiz, çilelerimizi-yolumuzu paylaştığımız kadınımızın yeri omuz omuza olabiliyor mu?</p>
<p>152 yıl önce   8 Mart 1857 tarihinde ABD&#8217;nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can verdiğini. İşçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişinin katıldığını:</p>
<p>8 Martlarda mı anımsayacağız?</p>
<p>“2005 yılının 30 Aralık günü Bursa&#8217;da beş kadın emekçi iş yerinde yanarak yaşamlarını yitiren 15 yaşındaki Ayşe, 21 yaşındaki Gülden, 18 yaşındaki Sadife, 27 yaşındaki Necla ve 3 aylık hamile 32 yaşındaki Sevgi, Bursa’da ilk kez 1910 yılında grev yapan ipek kadınlar için,  ve tarih boyunca kadın mücadelesi içinde yer almış tüm kadınları:</p>
<p>8 Martlarda mı anımsayacağız?</p>
<p>26 &#8211; 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka&#8217;nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart&#8217;ın &#8220;Dünya Kadınlar Günü&#8221; olarak kutlanması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edilmişti…<br />
Anadolu’da ise ilk olarak Ankara’da 1921 yılında, Türkiye Komünist Partili (TKP) kadınlar tarafından kutlandığına dair elimizde bir kaynak var.<br />
TKP&#8217;li Rahime Selimova ile Cemile Nuşirvanova&#8217;nın (*) 8 Mart 1921 ile ilgili yazılarını Azerbaycan dilinden uyarlamış. Bu iki kadın, 8 Mart 1921 günü ile ilgili anılarını şöyle dile getirmektedirler: &#8220;1921 yılının şubat ayıydı. 1919&#8242;dan beri çalışmakta olan Ankara Türk Komünist Partisi güçlenmiş ve Moskova&#8217;da Komünist Enternasyonal ile ilişki kurmuştu. Anadolu içlerinde birçok illerde hücreler oluşturmuştu. Şubat ayının sonlarında, Komitern Kadınlar Sektöründen Clara Zetkin Yoldaşın imzası ile, 8 Mart Kadınlar bayramını nasıl kutlamak gerektiğini gösteren bir talimatname almıştık…”</p>
<p>Türkiye&#8217;de kamuya açık olarak kutlanan ilk 8 Mart ise, 1975 tarihlidir ve bu kutlama İlerici Kadınlar Derneği (İKD) tarafından düzenlenmişti. Osmanbey&#8217;deki 500 kişilik Dostlar Tiyatrosu&#8217;nda bir toplantı düzenlenmiş, günün önemini anlatan konuşmalar yapılmış, şiirler okunup, türküler söylenmişti.</p>
<p>Bugün, yeni yüzyılın başlangıcı olarak kabul ettiğim 1990 Sosyalist Ülkelerin Mihail Sergeyeviç Gorbaçov tarafından tesliminden sonra yerküresini boş bulan başta USA olmak üzere emperyalistlerin katliamları en çok çocukları ve kadınları vuruyor…</p>
<p>Bu durumda Dünya’da ve Ülkemizde 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü çok daha önemli anlam kazanıyor…</p>
<p>Sadece çalışanlar değil, evlâtlarının başında-mutfağında, ahırında uğraş veren, ezilen-horlanan tüm kadınlar ayrım yapılmaksızın ortak yaşam içinde olmalıdır, onlar kadar erkeklerin de mücadele vermeleri gerekmektedir…</p>
<p>Kadınsız mücadele, kadınsız devrim olanaksızdır…</p>
<p>HERKES YERİNE</p>
<p>(*) Cemile ve Rahime hanımlar İzmirli iki kardeştir. Cemile Hanım, İstanbul&#8217;da Darülmuallimat&#8217;dan mezun olur ve Bezm-i Alem Valide Sultanisi&#8217;nde öğretmen iken, Ziynetullah Nuşirvanov ile evlenir. Kocasıyla birlikte Ankara&#8217;ya gelir ve sol harekete katılır.  (Kaynak Mete Tunçay Türkiye&#8217;de Sol Akımlar -I)</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://birlikdayanisma.com/v3/2009/03/kadinsiz-mucadele-devrim-olur-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Padişah yaratan toplum muyuz?</title>
		<link>http://birlikdayanisma.com/v3/2009/03/padisah-yaratan-toplum-muyuz/</link>
		<comments>http://birlikdayanisma.com/v3/2009/03/padisah-yaratan-toplum-muyuz/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Mar 2009 17:21:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>root</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Nurettin Kurtuluş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://birlikdayanisma.com/v3/?p=153</guid>
		<description><![CDATA[Emperyalistlere olan borçlar içinde boğulan Osmanlının son günleri ve çöküşü Türkiye Cumhuriyetini getirdi… Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti de yine emperyalistlere olan borçları ile boğulurken “babalar gibi sattıkları” da yetmeyince yeni senaryolar üretilmektedir… Nedir bu senaryo? Taş devrine yallah… Yani “Yeni Osmanlıcılık” ya da İslâm Ülkelerinin reddettiği Türkiye Cumhuriyeti “kahramanının” Pan-İslâmizm macerası… “Son Osmanlı Padişahı 1.Recep Tayyip [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Emperyalistlere olan borçlar içinde boğulan Osmanlının son günleri ve çöküşü Türkiye Cumhuriyetini getirdi…</p>
<p>Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti de yine emperyalistlere olan borçları ile boğulurken “babalar gibi sattıkları” da yetmeyince yeni senaryolar üretilmektedir…</p>
<p>Nedir bu senaryo?</p>
<p>Taş devrine yallah…<span id="more-153"></span></p>
<p>Yani “Yeni Osmanlıcılık” ya da İslâm Ülkelerinin reddettiği Türkiye Cumhuriyeti “kahramanının” Pan-İslâmizm macerası…</p>
<p>“Son Osmanlı Padişahı 1.Recep Tayyip Erdoğan” dedirtilen, yazdırılan o pankart Kubilay Olayı ya da Menemen Olayı olarak bilinen ve 23 Aralık 1930 gününün kinidir-intikamıdır-talimlerin sonucudur…<br />
(Ilımlı İslâm’dan Hilâfete mi?28.02.2009 www.ozgurhaber.net)</p>
<p>“Benim haberim, bilgim yoktur” deme, inandıramazsın…<br />
<a href="http://birlikdayanisma.com/v3/wp-content/uploads/2009/04/20090305_tayyip_padisah.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-154" style="border: 0pt none; margin: 3px;" title="20090305_tayyip_padisah" src="http://birlikdayanisma.com/v3/wp-content/uploads/2009/04/20090305_tayyip_padisah.jpg" alt="20090305_tayyip_padisah" width="200" height="164" /></a><br />
Faşizmden-Faşistlerden çok daha tehlikeli olan Sosyalistlerin tekne kazıntısı liberal sol, sol sosyete-liboşlar, Osmanlıdan  Cumhuriyete geçişteki mandacılara (Mandat) benzerken, bugün erki geçirenlere alkış tutmaları, en azından sessiz kalmaları onları desteklemeden başka anlama gelir mi?</p>
<p>Bu zavallı liboşlar ulusal ve yerel gazetelerde düzene kulluklarını yalayıp duruyorlar…</p>
<p>Padişahlar yaratıyorlar…</p>
<p>Kendine yalaka olmayan Medyayı susturmaya çalışan erkteki adam/lar “toplatılmış kıtalarına” hedef gösteriyor.</p>
<p>9 Aralık 1945 günü yaşanan TAN GAZETESİ olayı yaşatılırsa şaşmamak gerekir…</p>
<p>1609 yılında günümüz anlayışına uygun Strasburg’da Almanca yayınlanan dünyadaki ilk gazeteden  (Avisa, Relation Oder Zeitung) 222 yıl sonra 1831 yılında sadece resmi ve özel haberler olmak üzere Takvim-i Vekayi  İkinci Mahmud’un emriyle yayınlanmış…</p>
<p>Fakat; ancak 231 yıl sonra İlk özel Türk gazetesi, 1840 Ağustosunda William Churchill tarafından Ceride-i Havadis adıyla çıkarılmıştır…</p>
<p>Gazete ve kitaplara hazımsızlık Avrupa faşizminde görülmüş, kitaplar yakılmış gazeteler-gazeteciler-yazarlar katledilmiş susturulmuş bizde ise bu düşmanlık günümüze kadar süregelmiştir…</p>
<p>Cumhuriyet tarihinde katledilen gazeteciler-yazarlar-köşe yazarlarının katilleri “faili meçhul” dosyalarına tıkılmıştır…</p>
<p>İşte Türkiye’nin “Medeniyetler buluşması” çağdaşlığı yerküresinin orta yerinde sırıtıp duruyor…</p>
<p>“Hamdolsun la-şükrolsun la” toplumu idare etmeye çalışanlar “benden yana olmayanlara” açıkça savaş ilân etmiştir.</p>
<p>“Kadıköy’e hoş geldin Son Osmanlı Padişahı 1. Recep Tayyip Erdoğan” pankartı bir tesadüf, sıradan bir olay, değildir…</p>
<p>Bilerek-bilinçli olarak yapılan, yaptırılan Türkiye’nin geleceğinin göstergesidir.</p>
<p>Kalemler yine de susuyor “korku imparatorluğu” yürekleri dağlamış.</p>
<div style="text-align: center; font-weight: bold;">KORKMA-SUSMA<br />
HERKES YERİNE</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://birlikdayanisma.com/v3/2009/03/padisah-yaratan-toplum-muyuz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

